Nereden
başlasam bilmiyorum. Bu gün pazar ve hava biraz karamsar. Yine de
ben İstanbul'u böyle seviyorum. Hafif yağmurlu ve soğuk.
Gözlerimi kapattığımda asla güneşli ve sıcak bir İstanbul
hayali kurmadım. Belki de hep kış mevsimi geldiğim içindir. Bu
yazın başından beri burada yaşıyorum. Ve her zaman yaşamak
istemediğim şehirdi burası. Onu da belirtmem de fayda var. Ama yaz
mevsiminde çok sıkıcı geliyor bana. Soğuk olmalı İstanbul.
İçinde barındırdığı milyonlarca acıyı en güzel şekilde
ifade edebilmesi için karamsar olmalı. Sabah günün ilk
ışıklarında bir sis çökmeli boğaza. Ve gece bastırdığında
içine işlemeli soğuğu.
Vapurla
karşıya geçerken İstanbul bir hüzünle doldurmalı içini. Ama
tatlı bir hüzün olmalı bu. Geçmişteki güzel anlarını en kötü
anlarla birlikte hatırlatmalı. Öyle ki çektiğin acı sana zevk
vermeli. Ve yaşadığın mutluluk içini acıtmalı. Bir çelişki
şehridir İstanbul. Dünyanın en büyüklerinin yükseldiği ve yok
olduğu kent. Bütün ihtişamını geçmişte çok güzel haketti
İstanbul. Ama içndekiler de hissetmeli bunu. Biliyorum, çoğu
insan o kadar işleriyle meşguller ki bu muğazzamlığı
hissedemiyorlar. Kendilerini dış dünyaya kapatıp bir robot gibi
yaşıyorlar. Belki de yaşama sevinçlerini kaybetmişlerdir. Keşke
onlar da görebilselerdi benim gördüğümü. Ve hissedebilselerdi o büyük Kralların doğumunu ve ölümünü...
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder