8 Ocak 2012 Pazar

Şehr-i İstanbul


   Nereden başlasam bilmiyorum. Bu gün pazar ve hava biraz karamsar. Yine de ben İstanbul'u böyle seviyorum. Hafif yağmurlu ve soğuk. Gözlerimi kapattığımda asla güneşli ve sıcak bir İstanbul hayali kurmadım. Belki de hep kış mevsimi geldiğim içindir. Bu yazın başından beri burada yaşıyorum. Ve her zaman yaşamak istemediğim şehirdi burası. Onu da belirtmem de fayda var. Ama yaz mevsiminde çok sıkıcı geliyor bana. Soğuk olmalı İstanbul. İçinde barındırdığı milyonlarca acıyı en güzel şekilde ifade edebilmesi için karamsar olmalı. Sabah günün ilk ışıklarında bir sis çökmeli boğaza. Ve gece bastırdığında içine işlemeli soğuğu.

   Vapurla karşıya geçerken İstanbul bir hüzünle doldurmalı içini. Ama tatlı bir hüzün olmalı bu. Geçmişteki güzel anlarını en kötü anlarla birlikte hatırlatmalı. Öyle ki çektiğin acı sana zevk vermeli. Ve yaşadığın mutluluk içini acıtmalı. Bir çelişki şehridir İstanbul. Dünyanın en büyüklerinin yükseldiği ve yok olduğu kent. Bütün ihtişamını geçmişte çok güzel haketti İstanbul. Ama içndekiler de hissetmeli bunu. Biliyorum, çoğu insan o kadar işleriyle meşguller ki bu muğazzamlığı hissedemiyorlar. Kendilerini dış dünyaya kapatıp bir robot gibi yaşıyorlar. Belki de yaşama sevinçlerini kaybetmişlerdir. Keşke onlar da görebilselerdi benim gördüğümü. Ve hissedebilselerdi o büyük Kralların doğumunu ve ölümünü...

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder